15 Ağustos 2017

no man's sky - evren kaç gb?


steam kullanıcı değerlendirmelerindeki olumlu değişimin etkisiyle ve playstation 4 için bu aralar oldukça uygun fiyata satılıyor olması nedeniyle denemeye karar verdim. bana çok anlamsız gelen bir takım özellikleri veya eksiklikleri olmasına rağmen oyunu oldukça beğendiğimi söyleyebilirim.

beni öncelikle rahatsız eden (ya da  anlamsız bulduğum) en büyük özellik, her gezegende medeniyet izlerine rastlamak oldu. gerçi daha iki sistem, üç gezegen gördüm ancak evrensel ölçekte bu üçte üç eder. oyundaki en keyif veren şeylerden biri keşfettiğin şeylere (bitki ve hayvanlara, gezegenin kendisine vs ) isimler verebilmek; bu ne demek; burayı sen keşfettin demek. bir yandan da bir saçmalık var ki, aslında tüm bu şeylerin zaten isimleri var; sen zaten var olan isimleri değiştiriyorsun. belki benim bilmediğim bir şeyler var; belki kaskında falan bir modül vardır da sen "yeni" bir şeyle karşılaştığında ona otomatik isim veriliyordur ve istersen onu daha sonra kendince düzenleyebiliyorsundur?

bir sisteme, o sisteme bağlı bir gezegene, o gezegenin bir bölgesine ve o bölgede bulunan canlı cansız şeylere isim vermiş bir kişi olarak (demem o ki, birazcık ayrıcalığımın ya da olmadı hatırımın olması gerek) "dur şurdan biraz demir toplayım, lazım olur" diye işe girişiyorsun hop o da ne kafana bir zibidi uçan araç (sentinel) dikiliyor. iş yapanı izleme merakı olduğundan falan değil ama! sen ona rağmen işine gücüne devam ettiğinde lazer silahını kızartmaya ayarlıyor ve durduk yere tatsız tuzsuz bir silahlı çatışmanın parçası oluyorsun. bu durum inanılmaz saçma bence. bu sentineller evrendeki tüm gezegenlerde turluyor mu yani; kim gönderiyor bunları, nerede üretiliyorlar, nasıl bir endişeden dolayı saldırıyorlar sağda solda rızkını iki taş parçasından çıkarmaya çalışan adama?

"keşfettiğim" üç gezegen de neredeyse tıka basa "medeniyet" izleriyle doluydu: terk edilmiş binalar, sağda solda kutular, ticaret merkezleri...  demek ki aslında her gezegen zaten keşfedilmiş; hatta "olan olmuş sen çok geç kalmışsın" hissiyatı daha yoğun hissediliyor. sen de galaktik seviyede bir şizofrensin ve (zaten hali hazırda ismi olan) şeylere isimler veriyorsun ve ilginçtir ki bu uğraşın boşa gitmiyor; yaptığını takdir edip sana her isimlendirmen karşılığında kredi ödemesi yapan birileri var. (sentinelleri de bu manyakların ya da manyağın evrene saldığını düşünüyorum)

kısacası keşfetme, özellikle isimlendirme işi keyifli ancak bu keyfi baltalayan şeyler var. belki bazı gezegenlerde akıllı varlık izleri ve etkileri bulunmasa daha güzel olurdu. hatta bana kalsa tam tersi olsun isterdim; bazı gezegenlerde üstelik  nadiren bu türden izlerle karşılaşılabilinsin. (demek ki bana kalsa oyun iyice batacak)  [güncelleme (180917) : tamamen boş gezegenler yok değil; ancak illa ki sentineller dolanıyor ortalıkta. kiminde çok az sayıda, kiminde saldırgan ama her gezegende sentineller bulunuyor. ]



artı ve eksiler :

+ oyunun görsel anlayışını çok beğendim.  kendine has bir görselliği var.

+ uzay araçlarının kullanımı keyifli ve rahat.

+ şeylere abuk sabuk isimler uydurmak  ve çok ama çok küçük de olsa bir ihtimal (18 kentilyon gezegen barındırıyormuş oyun) başka bir oyuncunun bu isimlendirmeleri görebileceğini düşünmek bence çok eğlenceli. türkçe isimler veriyorum; denk gelen olursa oyununa renk ve neşe katacaktır diye hayal ediyorum.

- diyelim ki bir araç enkazı buldun; hali hazırda sahip olduğundan çok daha güzel bir araç ancak biraz elden geçirilmesi gerekiyor yani bu ne demek, epeyce bir malzeme toplaman, bulman gerek. işte bu noktada, şuraya bir işaret koyayım da malzemeleri toplayınca dönerim diyemiyorsun. sen oraya varmadan görebildiğin "enkaz" işareti de sen bir kere oraya vardıktan sonra yok oluyor. bu ne saçma bir şeydir; çözümünü bulamadım maalesef. [ güncelleme (180917) : bir işaret bırakabilmek için gerekli olan donanım, kurulan üste bulunan bilim uzaylısının yardım taleplerini gerçekleştirdikten sonra kullanılabilir oluyor. kısacası; önemli görülen bir noktaya, o noktayı daha sonra bulabilmek için bir işaret bırakmak olanaklıymış. ]

- bir noktadan sonra tekrara bağlama potansiyeli yüksek bir oyun. bu tartışmaya açık bir durum aslında. bazı oyunlarda haritadaki tüm soru işaretlerini açmak; oyun evrenine dağılmış şeyleri (barenziah taşlarını (skyrim), peyote bitkilerini (gta V) vb şeyleri) arayıp bulmaktan hoşlananlar için süre uzayacaktır elbette.






*peki evren kaç gb?

bu oyun kendisi haricinde ilginç şeyler de düşündürttü bana. oyunda 18 kentilyon gezegen bulunuyor diyorlar.

hatta ekşisözlük kaynaklı şöyle bir bilgi var:


net olarak, 18,446,744,073,709,551,616 gezegene ev sahipliği yapan devasa bir evrenden oluşuyor. oyundaki her gezegende 1 saniye bulunsanız, tüm gezegenleri dolaşmanız, 5 trilyon yılınızı alıyor. 

çıkış itibariyle yaklaşık 7 gb bir oyun bu (son güncellemelerle 10 gb civarında). tabii sorulmuş; 18 kentilyon gezegen hard diskte bu kadarcık mı yer kaplıyor diye.

oyunu cihazına indirdin, kurdun ve çalıştırdın. "yeni oyun" düğmesine tıkladığında, bu oyunun evreni potansiyel olarak var oluyor ancak 18 kentilyon gezegen bir anda oluşmuyor ; sen onları keşfettikçe (oyun içi) "gerçek" varlık kazanıyorlar.

eğer bir gezegen üzerindeysen, sistem o 10 gb malzemenin büyük bir bölümünü (cisim, çevre kaplamaları çeşitliliğinden vs), eğer uzay boşluğundaysan çok küçük bir bölümünü kullanılıyor.

yani asıl yer kaplayan, o 10 gb kaynağı harcayan, üzerinde bulunduğun gezegen; evrenin kendisini tüm gezegenleriyle algılaman olanaksız olduğundan bunu oyunun hesaplayıp tasarlamasına ve kaynak harcamasına gerek yok.

kısacası (tüm 3 boyutlu bilgisayar oyunlarında olduğu gibi) sen nereye bakarsan orası var oluyor.

işin ilginci bu mekaniğin neredeyse bizim evrenimiz için geçerli olduğunu iddia eden insanlar var.



"belki de gerçeklik, bilinçli deneyimlere neden olan kocaman bir makinedir." diyor donald amca bu konuşmasında.

peki bu makineyi algılamak olanaklı mı? ya da kontrolünü ele geçirmek? ve bu soruları kim soracak; simülasyonu çalıştıran ve kontrol eden ve elbette başka bir gerçeklikte var olan kullanıcı mı; onun kontrol ettiği ve simülasyon evreni içinde var olan karakter mi yoksa sadece kullanıcı kendisine baktığında var olma şansı yakalayan bir figüratif karakter (npc) mi?

çünkü bizim evrenimiz bir simülasyon ise; bu simülasyonun yapısını anlamaya çalışan, ya da simülasyondan sızıp üst evren ile iletişime geçmeye çalışan, bu işi simülasyonu kullananın (ve kontrol edenin) gözleri üzerindeyken yapmak zorunda.

bu durumda simülasyonun kurgulanma amaçlarından biri de, simülasyon içinden bazı nesnelerin bulundukları evrenden (simülasyondan) üst evrene (simülasyonun çalıştırıldığı evrene) geçiş yapıp yapamayacaklarını ya da iletişim kurmayı becerip beceremeyeceklerini test etmek olmalı.

donald amca yukarıda diyor ki, önüne atlamamı istediğiniz treni sadece ben algılamıyorum; her birimiz algılıyoruz. buradan şöyle bir şey çıkabilir: sahadaki tek bir oyuncunun gördükleriyle kontrol edilen bir futbol oyunu düşünelim. bu oyunda var olan her şey (grafik, görüntü anlamında) o oyuncu içindir. yine diyelim ki fazlasıyla gerçekçi ve milyonlarca olasılığın işlendiği bir oyun bu ve kontrol edilen oyuncunun kafasının arka tarafına doğru, taraftarın birinin fırlattığı bir madeni para yaklaşıyor. bozukluk atıldığı bilgisi simülasyonda vardır ancak arkana dönmezsen o şeyin gelip gelmediğinden ya da hangi açıyla nereden geldiğinden haberin olamaz. yani bu oyun evreninde senin algılamandan bağımsız var olabilen bir şeyler var. hani biz algıladığımız için vardı şeyler? bu çerçevede kalırsak eğer; o paranın var olabilmesi için birilerinin en başta onu algılaması gerekiyor ise, o halde bu oyunu (futbol oyununu) her kim oynuyorsa o sahadaki herkesin gördüğünü görüyor demektir. demek ki sahada ve tribünde bulunan göz (algılama)  kadar monitör var önünde ve o aynı anda hepsini birden izleyebiliyor.





bilinçli her varlık aslında ortak tek bir aklı (bilinci, program değerlerini ve olasılıklarını) mı paylaşıyor yoksa? ne saçma şey.

3 yorum:

  1. AA, gel hoşgeldin...gir gir; ayakkabıyı çıkarma...

    simülasyon.
    diyelim ki, onun bir simülasyon olduğunu anladın ve çıkış yapmaya niyetin var. bu niyetinden simülasyonun yaratıcısının da haberi olmadığını mı düşünelim? düşünelim ama, sen onun yarattığı simülasyonun içindeysen eğer, senin niyetlerin de o simülasyonun bir parçası olmak zorunda değil mi? yani üst akıl senin üzerinden bir test tasarladıysa (simülasyonun güvenlik kontrolü falan diye) seni çıkış kapısına doğru cesaretlendiren güdüleri de bilincine önceden koymuş olmalı, değil mi? bu testin kobay faresi olmaktan seni kurtaracak sezgilerin var mı? varsa eğer, üst akıl onu da biliyor olmalı.
    koy bir kenara hepsini. gittin çıkış kapısına. başında nöbetçi falan da yok. kapı koluna şöyle bir dokundun ve yalandan bir kırmızı ışık dönmeye başladı kapının hemen üstünde. biraz da alarm ötüyor ama gelen giden yok. piyes yani. kapıyı açtın. simülasyondan üst evrene çıkmak üzeresin veya üst evrene simülasyonun içinden girmek üzeresin.
    hemen çevreyi koklamaya başladın. gerçekliğin kokusunu merak ediyorsun önce. renklerini de. tadını biraz sonra...
    ama birden aklına en büyük şüphe gelip oturuyor. simülasyondan çıkıp içine adımımı attığım bu üst evrenin de bir başka simülasyon olmadığının ne garantisi var endişesi. henüz terkettiğin simülasyonu tasarlayan üst akılın da üzerinde, ismine YÜKSEK AKIL diyebileceğin başka bir tasarımcının dizayn ettiği ve elbette çıktığın simülasyonu da kapsayan daha büyük bir simülasyon.
    geri döner misin?

    YanıtlaSil
  2. yazıda bulunan bazı bölümleri hızlı geçmişsin anlaşılan:

    -------

    "peki bu makineyi algılamak olanaklı mı? ya da kontrolünü ele geçirmek? ve bu soruları kim soracak; simülasyonu çalıştıran ve kontrol eden ve elbette başka bir gerçeklikte var olan kullanıcı mı; onun kontrol ettiği ve simülasyon evreni içinde var olan karakter mi yoksa sadece kullanıcı kendisine baktığında var olma şansı yakalayan bir figüratif karakter (npc) mi?

    çünkü bizim evrenimiz bir simülasyon ise; bu simülasyonun yapısını anlamaya çalışan, ya da simülasyondan sızıp üst evren ile iletişime geçmeye çalışan, bu işi simülasyonu kullananın (ve kontrol edenin) gözleri üzerindeyken yapmak zorunda."

    -------------

    bir simülasyonda var olmuş ve bilinç kazanmış bir varlığın kendi çabasıyla o simülasyondan çıkması olanaksız (ya da benim kafam almıyor diyeyim) eğer ki simülasyonun amaçlarından biri bu değilse. (artık nasıl yüksek teknolojik bir simülasyonsa!)
    bu nasıl olabilir; örneğin biz insanlar genellikle her şeyin beyinde olup bittiğine inanıyoruz; haydi öyle diyelim.
    simülasyonun (ya da onu yöneten varlığın) bir insanın -yeterli olduğunu var sayıyoruz diye- beynini tamamen kopyalaması ve bu veriyi kendi evreninde organik ya da mekanik bir cihaza yüklemesi gerek. sadece yüklemek yetmez ama; aynı zamanda işlem yapmaya devam etmeli ki "oh be sonunda çıktım simülasyondan; tuvalet ne tarafta?" gibi şeyler söyleyebilsin o bilinçli varlık.

    çok fantastik gerçekten... her ne kadar kelli felli fizikçiler üzerine konuşuyor olsalar da simülasyon argümanı fazlaca bilim - kurgu şu aşamada. hatta saçmalık bence. dolayısyla, varlığı bile fantastik görünen bir sistemi kimin veya neyin kontrol ettiği üzerine düşünmek fantastik ötesi bir çaba. üstüne bir de o şeyin bulunduğu evrenin gerçekliğini sorgulama işine girmek, eh keyifli olabilir :)

    YanıtlaSil
  3. yazıyı hızlı geçmedim; çok dikkatli okudum. o bölüm benim değinmek istediğim şeyi anlatmıyor.
    demek istediğim şuydu: o gerçeklik dediğin atmosferdeki kullanıcı içinde bulunduğun simülasyonu kontrol ediyorsa, bir bakıma o kullanıcının kendisi de başka bir simülasyon içerisinde olması muhtemel midir? kullanıcı, kendi kontrol ettiği simülasyonun içinde olamaz değil mi (yani ön kabul böyle herhalde) öyleyse, sen dışarı adımını attığında, kullanıcının evrenine adım atmış oluyorsun. yanında bitiveriyorsan ona soruyorsun tuvaletin yerini.
    bu durumda sorgulanacak olan şey, varoluşun bir yanılgıdan mı ibaret olduğu sorgusu. ki bu soruyu kullanıcıya sorduğunda sana "evet, gerçeklik diye bir şey var ve sen şu an onun içindesin." diyebilir. çünkü onun yanındasındır. kendisinin de bilemeyeceği şey ise, gerçeklik diye tanımladığı algının bir başka simülatif dünyadan başka bir şey olmayacağı şüphesidir aslında. başka bir kullanıcının elinde şekillenmiş. kullanıcıyı kullanan, simülatif evreni simüle eden bir YÜKSEK AKIL'ın dizayn ettiği bir platform ya da adı her ne ise...
    eh, keyifli...doğru söylüyorsun.

    YanıtlaSil